// sdown && bubbx[i]>0) { if (Math.random()

ALİ - 18 - Turkey

instagram: alieskicioglu

stronghumanblr:

Yaşanacak yıllarımız olmalı diyorum seninle. Uyuyacaksan kollarımda uyumalısın.
— Ümit Yaşar Oğuzcan

romeovejuliet:

crazywhitenigga:

kalbiminagrilari:

güzeldik biz.

hatırla bizi, aklının ucuna getir bizi.

kapat gözlerini, düşün bizi.

güzeldik biz.

Çok güzeldik biz be

Biz hep güzeliz
Be Güzelim

sarabinsenfonisi:

davulsuyu:

sadfries:

are you fucking kidding me

sen benlen dalga mi geciyon amk

benlen sen dalga mı geçiyon amk 

darksilenceinsuburbia:

Marcela Paniak

Elysium

The Elysian Fields were a place in Greek mythology where the souls of heroes and righteous people went to rest. In this land of eternal peace and happiness, the souls were absolved from all suffering. They had infinite time to stroll through the pale meadows, surrounded by music, poplars and asphodels. The last, a type of flower, came to symbolize death, grief, sadness, melancholy, sentimentality — and eternity.

In the words of English poet Alfred Lord Tennyson:

Others in Elysian valleys dwell, 
Resting weary limbs at last on beds of asphodel

— Marcela Paniak

Fun Fact: The Dwarf Runes portrayed here are an exact copy of the Cirth Ithil (Moon Runes) from Thorin’s map as seen in AUJ

sen, kütüphanede ki kız

Korkuyorum, bir sabah uyanıp da sana söylemek istediklerimi söyleyemeyeceğimden korkuyorum. Seninle bitmeyecek olan gecelerden, başının yaslanmayacağı omzumdan, dokunmayacağın ellerimden korkuyorum.
Senin dinlemediğin sözlerimden, sana olmayan gülüşlerimden korkuyorum. Sessiz kaldığın dakikalardan, sensiz kaldığım saatlerden korkuyorum. Yanımda, birkaç santim ötemde nefes alırken bile birden gidivermenden korkuyorum.
Öznesi olmadığın tüm cümlelerden ölesiye korkuyorum.
Fakat en çok da kendimden, kendi içimdeki sevginin büyüklüğünden korkuyorum.
Bir adım daha atsam kaçıp gideceksin sanki, bir adım gerilesem kaybolacaksın gözlerimin önünden.
Bir söz daha söylesem dinlemek istemeyeceksin, sussam bir süre; yanımda durmayacaksın.
Ama sonra diyorum ki, sen hep olacaksın, umut olacaksın bana
Mutluluk sebebim olacaksın
Sonra bi bakıyorum,
Sen hep varsın
Umut doluyum
Ve çok mutluyum..
Bazen sadece dört harftir, bu güzel şeylerin sebebi..
Sen iyi ki varsın..

İyi ki varsın..

Ben,
faili meçhul yaralarımla, bu şehrin sokaklarında attığın adımlardan habersiz küçük bir çocuktum.
İçindeki karanlıkta yürümek zorunda kaldıktan sonra karanlıktan; uçurumların kenarında bırakıldıktan sonra yükseklerden korkan, ellerini attığı her kalbi kıran, baktığı her gözden yaş akıtan, nereden geldiğini, nereye gittiğini, ne yaptığını bilmeyen küçücük bir çocuktum.
Büyüdükçe küçülen, yürüdükçe tökezleyen, elini attığı hangi dalın sağlam, ayak bastığı hangi yolun doğru olduğunu bilmeyen bir ali.
Sonra bir şey oldu, bir yerlerde birileri yitirdi hayatını, başka bir yerde bir bebek doğdu.
Bir genç kız çiçeğini arkaya fırlatırken, bir diğerinin elindeki tüm çicekler soldu.
Denizler yükseldi, dalgalar çoğaldı belki.
Yağmurlar gelip geçti, yapraklar uçtu gitti.
İnsanlar kazandı, kaybetti, bekledi, sevdi, sevilmedi belki.
Herkesin ömrü bir şekilde geçti, günden güne değişti ve benim hikayeme bir kız geldi, elif geldi, bomboş bıraktığım hayatımın tam ortasına geldi.
Hiç konuşmadı, anlatmadı kendini. Yalnızca varlığı bana “ben buyum, burası senin yanın, burası olmak istediğim yer.” dedi.
Avuç içini göğüs kafesime götürdü, “burası senin kalbin ve benim olmam gereken yer.
Bak dokunuyorum sana ve dokunduğum yerden iyileşiyorsun. Öpüyorum seni ve öptüğüm yerden yeniden doğuyorsun.
Benden öncesi yok ve yalnızca benden sonrası olacak.
Kim yaraladı, kim öldürdü seni unut, öyle de oldu, bilmem kaç metrekare, bilmem kaç boş oda var kalbimde, o hepsinin sahibi oldu.
Ellerim bir türlü ısınmak bilmedi , ama onun avuç içleri benim en güzel sığınağım oldu.
Aslında kendime sormadım değil, yalnızca tek bir bakış bir kalpte nasıl yangınlar çıkarabilirdi?
Bilmiyordum, yanımda oluşunun sebeplerini kurcalamayı inan hiç istemiyordum.
Yalnızca söylüyordum ve hala söylüyorum.
Senin yazılmış bir kaderin var ve ben ne şanslıyım ki bu kaderin figüranlarından birini oynuyorum.
İyi ki varsın.

Ali’den gelenler

Aslında buraya konuşmaya değil, kendimi anlatmaya hiç değil, becerebildiğim kadar bu cümlelerle sana dokunmaya geldim.
İki elimin parmak uçarını ısıtmaya çalıştım, titreyen dudaklarıma durmalarını söyledim, niyeti sana doğru koşmak olan bacaklarımı sıktım olabildiğim en çaresiz halimle, avuç içlerimin ellerin olmadan nasıl da üşüdüğünü bildiğini farz ederek bu konudan hiç bahsetmedim.
Gözlerimin önüne güldüğün zaman dudaklarının kenarında oluşan iki çizgiyi, o utangaç halini, benden kaçırdığın gözlerini, tırnaklarınla avuç içime dokunuşunu getirdim aklıma. Kokunu istediğim her an hissedebilecek kadar ezberlememe şaştım tekrar.
Bir masa istedim, sıradan iki sandalye. Bir ucunda sen, sadece gözlerine bakabilecek ama sesini hiç duyamacak olsam bile sen. Sadece sen.
Diğer ucunda da ben.
Hayat bir masa olsa ve hep biz bu masa da beraber otursak.
Sen bana, “seni sevicem galiba” desen, ben sandalyemi masaya biraz daha yaklaştırsam.
Mutluluğumu gülüşümde ki çokluktan anlasan.
Sen beni hep anlasan, ben seni hep yaşasam…

Top
Instagram